‘Sorun sadece aydınlatma ve kamera yetersizliği değil… Güvenli bir kent tasarımı için toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek şart’ – Hürriyet


Günün hangi saatinde olduğumuz fark etmez… Dışarıda olduğumuzda bir yakınımıza konum bilgisi göndermek, taksiye binerken plakasına bakıp mesaj atmak, ıssız bir sokaktan geçerken hızlı adımlarla ilerlemek, sık sık arkamızı kontrol etmek, eve ya da güvenli bir alana girince ohh çekmek… Listeyi kolaylıkla uzatabiliriz… Ama bunları yapmamış, bu korkuyu yaşamamış tek bir kadın gösteremeyiz. Sokaklar kadınlar için tehdit unsuru. Ve bu tehdidi bertaraf edemesek de kısmen güvende hissetmek için telefon uygulamalarından medet ummak zorunda kalabiliyoruz.
3 Mart’ta yürüyerek evine dönerken kaybolan Sarah Everard’ın cesedi 10 Mart’ta, Londra’nın dışındaki ormanlık alanda bulunmuştu. Bir polis onu kaçırmış, tecavüz ederek öldürmüştü. Bu cinayetten aylar sonra, telekomünikasyon şirketi BT, kadınların evine güvenli bir şekilde vardığını takip edecek bir sistem geliştirme teklifi sundu hükümete… Şöyle ki telefona indirilecek bir uygulamaya ev adresi ve sık ziyaret edilen adresler eklenecek. Kadınlar uygulamaya tahmini yolculuk süresini girecek ve telefonun GPS sistemi sayesinde hedefe varıp varmadığı telefona gönderilen bir mesajla da kontrol edilecek. Mesaja cevap vermemesi durumunda, acil durum kişileri aranacak ve polise haber verilecek. Peki, bu çözüm mü? Telefon uygulamalarıyla mı sağlayacağız güvenliğimizi? Bilkent Üni. Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi Bölümü öğretim üyesi Dr. Deniz Altay Baykan’a sorduk. Baykan, aynı zamanda ‘Yerel Yönetimler İçin Kadın Dostu Kent Planlaması ve Tasarım İlkeleri’ kitabının da yazarı…

‘Sorun sadece aydınlatma ve kamera yetersizliği değil... Güvenli bir kent tasarımı için toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek şart’

Kullanıcılara ‘en güvenli’ rotayı öneren ve GPS aracılığıyla konum takibi yapan My Safetipin uygulamasının bir benzeri İngiltere’de gündeme geldi. Siz bu uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yurtdışında böyle birçok uygulama olduğunu biliyorum. Kadınların kafasında bir harita var. Bu harita hem mekânsal bir harita hem de zamansal… Yani şehirde kadınlar ve kız çocukları olarak zamana göre korku seviyemizin farklılaştığı, içimize işlemiş haritalarla yaşıyoruz. Bu sanal ama verdiği bilgi son derece gerçek olan haritaları silmeye yönelik önlemler almamız gerekiyor.
Türkiye’de yaşayan bir kadın için sokakları nasıl tarif edersiniz?
Ülkemizde kadınlar genellikle en yakınları tarafından öldürülüyor. Cinayet mahalli, evler olduğu kadar sokaklar, parklar, çarşılar, işyerleri, kıyılar gibi kamusal alanlar da olabiliyor. Gündüz-gece, günün her saatinde işlenen cinayet örnekleri var. Ancak gece vakti ve kamusal alanın ıssız olmasıyla aydınlatma yetersizliğinin kadınlar için güven sorunu yarattığı da bir gerçek.

‘Sorun sadece aydınlatma ve kamera yetersizliği değil... Güvenli bir kent tasarımı için toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek şart’

Altay “Anketlerin, kentli toplantılarının yapılması lazım. Önemli olan kadınların kendini güvende hissetmesi değil sadece… Gerçekten güvende olması!” diyor.
Bir kentte kadınları tehlikeye açık hale getiren unsurları nasıl sıralarsınız?
Kent, kadın için her zaman tehdit unsuru. Kentin konumu ve anlamı, kadının toplumsal süreçlerdeki rolü ve konumu zaman içinde değişiyor. Bu dönüşüme bağlı olarak da kadın, kamusal mekânda daha görünür olmaya başlıyor. Ulaşım araçlarını kullanmak, yolda yürümek, asansöre binmek, parkta gezinti yapmak kadınlar için tehlike yaratabiliyor. Katılımcı çalışmalarla, tehditlerin bir listesini hazırlamalıyız. Çünkü yaşa, sosyal ve ekonomik duruma, medeni hale ve fiziksel özelliklere göre değişen tehditler var…
Ve hepsini kapsayan önlemler geliştirebilmek gerek…
Evet, sadece aydınlatma, kamera veya geçitlere yerleştirilecek aynalar konuyu çözmek için yeterliymiş gibi oluyor, sorun hafifletiliyor. Halbuki kentsel mekânda çok ayrıntı var. Bir parkta kullanılacak ağaç veya çalı bile güvenlik konusunda farklı etkiler taşıyor. Çalının yüksekliği bir cinayet olayını gizleyebilir veya görünmesini sağlayabilir. Kadınların her saat kentin tüm mekânlarını güvenle kullanabileceği bir kentsel tasarım gerek.
Biz kadınlar, erkekler tarafından erkekler için tasarlanmış şehirlerde mi yaşıyoruz?
Evet, şehirler hâlâ büyük ölçüde erkekler tarafından ve erkek kullanıcıya yönelik tasarlanıyor. Kamusal alanlarda kadına yönelik tehlikeler her zaman cinsel tehdit içerir, oysa erkeğe yönelik tehlikeler mal ve güvenliğe ilişkindir. Hepimiz kadınların kamusal mekânlarda ciddi korkular içinde olduğunu biliyoruz ve bu korkuları yaşıyoruz. Örneğin, İstanbul’da nüfusun ve gündelik hayatta hareketliliğin çok yüksek olması, kamusal alan kullanımının da çeşitliliğini getiriyor. Bu nedenle kalabalık bazen bir otokontrol yaratırken çoğu zaman da şiddetin daha ciddi ve kontrolsüz olmasına neden oluyor.
Kadınların güvende olacağı şehirler nasıl yaratılır peki?
Yöneticilerin, uygulamalarını toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek yapması şart. Mekân tasarımcılarının çalışması, anketlerin, söyleşilerin ve kentli toplantılarının yapılması lazım. Önemli olan kadınların kendini güvende hissetmesi değil sadece… Gerçekten güvende olması! Bu da toplumsal, yasal ve mekânsal önlemlerin bir arada olmasıyla mümkün. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek hepimizi güvencesiz bıraktı. Kamuoyunda yetkililerin kadına yönelik erkek şiddetini normalleştiren söylemlerde bulunması da potansiyel suçlulara cesaret veriyor. Oysa dünyada, özellikle de İngiltere’deki Sarah Everard cinayetinden sonra çok sayıda erkek, kadına karşı şiddet mücadelesini sahiplendi. Kadın-erkek birlikte mücadele verilecek bir konuda ve konumdayız.
VİYANA İYİ BİR ÖRNEK
Bahsettiğiniz mekânsal önlemler neler olmalı?
Tek bir parkın aydınlık ve güvenli olması, tek bir sahil şeridinin düzenlenmesi değil konu… Kentin tüm kamusal alanlarının acilen düzenlenmesi gerekiyor. Kentlilerin farklı cinsiyet, yaş, kültürden insanlardan oluştuğunu hatırlamak önemli. Yurtdışında trafik ışıklarında ‘dur’ ve ‘geç’ işaretlerindeki erkek figürü yerine kadın, yaşlı, hatta aynı cinsiyete sahip iki bireyi ifade eden grafik sembollerin kullanıldığı yerler var. Çocuk parklarında ‘aile tuvaleti’ uygulamasına geçildiğini de görüyoruz. Bu uygulama küçük çocuklar için, babaların kız çocuklarına veya annelerin erkek çocuklarına tuvalette eşlik edebilmelerine olanak sağlıyor. Kadınların rahat ettiği, yerel yöneticilerinin büyük katkılarıyla bu konu üzerinde yıllardır çalışan kentler var.
Örnek verir misiniz; değişim için neler yaptılar?
Viyana, 20 yıl uğraştı. Mahalleler arası ring servisleri kondu, durak aralıkları sıklaştırıldı. Otobüslerin tüm iç ışıkları gece açık, durak olmadığı halde gece evine yakın noktada inmek isteyen inebiliyor. Parklarda aydınlatma yapıldı. Yalnız ebeveyn kadınların ortak yaşadıkları belediyeye ait kiralık stüdyo konutlar hazırlandı. Park, kaldırım, bisiklet yolları, sosyal toplanma alanları, açık pazar alanları yeniden düzenlendi. Pek çok yerde tarafsız gibi görünen ‘erkek çöp adam’ sembolü gitti, yerine kadın sembolü veya ele ele kadın-erkek sembollerinin kullanılmasına geçildi. Viyana Belediyesi toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorununu geride bırakmış görünüyor. Çünkü odağını ‘kadın dostu’ kavramından ‘insan hakları kenti’ kavramına çevirdi.
MOR ÇATI KADIN SIĞINAĞI VAKFI: HİÇBİR TEDBİR TEK BAŞINA MUCİZEVİ BİR ÇÖZÜMÜ GETİREMEZ
iPhone’lardaki ‘Bul’ uygulaması sayesinde listenize eklediğiniz başka bir iPhone kullanıcısının konumunu takip edebilirsiniz. Uygulama, talep ederseniz o kişinin bulunduğu konumdan ayrıldığına ilişkin bir bildirim de gönderiyor telefonunuza… iPhone kullanıcıları yan düğmeyi ve ses yüksekliği düğmelerinden birini Acil SOS sürgüsü görünene kadar basılı tuttuğunda ‘acil durum kişileri’ne bir mesaj gidiyor, o anki konumu bildiriyor.

‘Sorun sadece aydınlatma ve kamera yetersizliği değil... Güvenli bir kent tasarımı için toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek şart’

“Güvenlik uygulamaları internetin olmadığı durumlarda işlevsiz kalıyor.”
Türkiye’de My SafetiPin’e örnek olarak KADES ve Vodafone Kırmızı Işık haricinde bir uygulama yok. Sosyal çalışmacı ve Mor Çatı gönüllüsü Ezgi Çelik ve Hazal Hartavi, yaratan etmenleri önlemedikçe şiddeti durdurmanın mümkün olmadığını vurguluyor: “Şiddet bir tercih; şiddet uygulayan kişiler ne yaptıklarını biliyor ve bunu yapmayı tercih ediyor. Erkekler kadınlara güç göstermek, öfke boşaltmak, kadınları kontrol etmek ya da cezalandırmak için şiddet uyguluyor. Bu nedenle şiddetle mücadele edebilmenin tek yolu toplumda cinsiyet eşitliğini sağlamak. Mor Çatı gönüllüsü psikolog arkadaşımız Feride Güneri’nin de dediği gibi ‘Hiçbir tedbir tek başına mucizevi bir çözümü getiremez’. Uygulayıcıların zihniyetini değiştirmedikten sonra panik butonu da olsa, panik ordusu da olsa bir şey değişmeyecektir.
Örneğin, KADES kadınların kendini şiddetten koruması için güzel bir adım olsa da etkililiği konusu büyük bir sorun. Acil durumlara hızlı yanıt almak istendiğinde bu tarz uygulamaların yavaş kaldığını ve koruyucu özelliği olmadığını kadınların deneyimlerinden öğreniyoruz. Kadınların bu tür uygulamaları kullanabileceği cihazları veya internet bağlantıları olmadığında uygulama işlevsiz kalıyor. KADES’i kullandıklarında polis gelmeyebiliyor, geç gelebiliyor, yeterli ve gerekli desteği vermeden olay yerinden ayrılıp kadını şiddet içinde bırakabiliyorlar. Bu gibi uygulamalar kadınların başvurabileceği ve her konuda destek alabileceği mekanizmaların yokluğunda çok sınırlı kalıyor.”
Türkiye’den ve Dünya’dan son dakika haberleri, köşe yazıları, magazinden siyasete, spordan seyahate bütün konuların tek adresi http://hurriyet.com.tr ;Hurriyet.com.tr haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz.

source


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.